Maç Başlıyor

Bugün, sırf eğlence için, uzun bir aradan sonra futbol maçı izlemeye karar verdim. Üstelik bunu güzel bir şekilde yapabilmek için de Fenerbahçe – Galatasaray derbisini seçtim. Ne kadar kalabalık olursa o kadar güzel oluyordu. O coşku, insanların kendini kaybedişi, tüm dünyayla bağlarını koparıp ekrana kilitlenmeleri benim için her şeyi daha da güzelleştiriyordu.

Tüm ekipmanımı hazırlayıp çantama yerleştirdikten sonra yola koyuldum. Kolay bir gün olacağından çantam oldukça hafifti. Bir telefon, bir tablet, yedek bataryalar ve birkaç tane Micro SD kart bugün için idealdi. Başka zamanlarda bilgisayarıma ya da ekstra ıvır zıvırlara ihtiyacım oluyordu ama dediğim gibi, bugün sadece eğlenecektim.

Maç için seçtiğim mekana geldiğimde sayı 46’ydı. Yol boyunca beni izleyen, kaydeden ya da bunları yaptığını düşünmemi isteyen kamera sayısı. Sahi, kaçınız sokağa her çıktığında etrafındaki kameralara ya da başka şeylere dikkat ediyor? Ya da bir yerlere giderken, kendinize sizi hiçbir kameranın göremeyeceği bir rota çıkartmayı denediniz mi? Bir ara deneyin isterseniz, çok eğlenceli oluyor.

Neyse, mekana erkenden gelip bir bira söyledikten sonra kalabalığın tam merkezinde olabilmek için ideal bir yer aramaya başladım. Bir miktar göz hesabından sonra ideal noktayı buldum ve biramı bardan kapıp oraya yerleştim. Oturduğum yer, eğer hesaplarım yanlış çıkmazsa, istediğim her şeyi yapabilmek için ideal bir noktaydı. Ekranı rahat görebilecek, ne kadar kalabalık olsa da birama hızlıca ulaşabilecek, üstelik bu akşam burada olacak herkesi kapsama alanıma alabilecektim.

* * *

Ben ikinci biramın sonuna doğru gelmeye başladığımda hem her şey hazırdı, hem de maçın başlamasına 15 dakika kalmıştı. Mekan tam da tahmin ettiğim gibi kalabalıklaşıyor, maç daha başlamadan insanlar tezahüratlarla coşuyordu. Böyle giderse her şey tahmin ettiğimden de kolay olacaktı.

Maçın başlamasıyla birlikte herkes ekrana kilitlenmişti. O düdükten itibaren hiç kimse etrafında ne olup ne bittiğini umursamıyordu. İnsanlar arada bir biralarına uzanmak ve maçta olanlara göre tepki vermek dışında hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu. Tam anlamıyla zombiye dönüşmüşlerdi ve bu da benim istediğim kıvama geldiklerinin işaretiydi.

İlk devrede işin daha kolay olan kısmıyla ilgilenmeye karar verdim. Tabletimi çıkarttım ve çantadaki SD’lerden üzerinde ‘W1’ yazanı taktım. Karttaki programı çalıştırdıktan sonra oturduğum mekanın modemine bağlandım ve ardından modeme bağlı olan diğer cihazları incelemeye başladım. Şanslıydım, mekan klasik modemlerden birisini kullanıyordu ve modemi aldığından bu yana admin şifresini değiştirmemişti. Kısa sürede o an mekanda olup da cihazlarını modeme bağlamış olan hemen herkes avucumun içindeydi. Gelenlerin büyük kısmının mekanın müdavimi olması da işimi kolaylaştırmıştı, ikinci yarıda daha az vakit harcayacağım anlamına geliyordu.

Herhangi bir cihazı, tanımadığınız bir modeme bağlamak, belki de güvenliğiniz için verebileceğiniz en büyük açıklardan birisidir. Bu tarz herkese açık mekanlarda bunu yapıyor ve telefonunuzun güvenliğine çok da özen göstermiyorsanız, her an başınıza bir şeyler gelebileceğini de göze almışsınız demektir. Bugün burada olanlar, benim gibi sadece eğlenmek isteyen birisine denk geldikleri için şanslı sayılırlar. Çok daha kötüsü de olabilirdi. Gerçi olsa bile ruhları duymazdı muhtemelen.

Tüm cihazlarla işimi bitirdiğimde, elimin altında istediğim gibi oynayabileceğim 45 telefon ve 8 tablet vardı. Bunlarla kendime nasıl bir eğlence çıkarabileceğimi düşünürken bir bira daha söyledim, iki dakika dolmadan geldi. Bu sırada da devre arası verildi.

* * *

İkinci yarının başlamasıyla herkes için heyecan daha da artmıştı. Maç oldukça çekişmeliydi, benim içinse işin zor kısmı başlamıştı. Şimdi, modeme bağlanmamayı tercih edenlerle ilgilenecektim.

Bunun için tabletteki kartı çıkartıp yerine ‘M1’i taktım. Telefona da ‘M2’yi takıp ikisindeki uygulamaları da aktif hâle getirdim. M1 daha bilindik açıkları deneyen uygulamalarla doluydu. M2’yse işin daha çetrefilli kısımlarıyla ilgilenmek için lazımdı. M2’yi telefona takmamın sebebiyse bu işleri telefondan yapmayı daha çok seviyor olmamdı. Garip bir şekilde tabletimle telefonumun yerleri ayrıydı bende; tablet daha ayak işlerinin aletiyken, telefonla daha ustalık gerektirenleri yapıyordum.

Maçın bitmesine 10 dakika kala mekandaki tüm aletleri kontrolüm altına almıştım. Ancak hâlâ ne yapacağıma dair bir fikrim yoktu. Şifrelerini toparlayıp işe yarar olanları kullanmayı düşünürdüm ama maddi olarak gayet rahattım şu anda. İş olsun diye tüm telefonlara format atmak geldi aklıma fakat sonrasında onlara acıyıp vazgeçtim. En sonunda kişisel bir mesele için kullanmaya karar verdim elimdeki cihazları. Camiada benim ortalıktan kaybolduğum ve artık eski günlerdeki gücümü kaybettiğim dedikodularını yayanlara bir ders verecektim.

Önce DDoS botlarını yerleştirdim, ardından da tüm sosyal ağ uygulamalarını açtım. Onlar heyecanla maçın bitmesini beklerken, ben tüm işimi halledip hesabı ödemiştim. Bu sefer eve kamerasız yoldan gitmeye karar verdim. Eve girer girmez uyumak istiyordum ama merakıma yenilip Hacker News’e bir baktım. Manşet tahmin ettiğim gibiydi:

“GLITCH YAŞIYOR!”

Leave a Reply