70

“Arayan, bulur…”

Bugünden ve bu cümleden sonra twittera bir şey yazmayacaktı. Takip edenlerin sesi çıkmıyor, yeni takipçi gelmiyordu. Sabah saatlerinde yaşadıklarından sonra bir amaç edinmişti ve bu amacından asla sapmayacaktı. Kararlıydı.

Emlakçının takipçi edinmek ve reklam yapmak amacıyla önüne geleni takibe aldığı ve de insanların duygularıyla oynadığı -en azından kendisi böyle hissediyordu- saçma hareketinden sonra evden çıkmış ve doğrudan tanıtımda yazan adrese gitmişti. Yoldayken ufak bir plan yapmıştı ve aksi bir durum olmazsa tüm yaşadıklarının, görünmezmiş gibi davranılmasının intikamını alacaktı.

Emlak ofisinin kapısından içeri girerken en güler yüzlü halini takındı. Masa başında 40’lı yaşlarda, saçları alnının tam üzerinden itibaren dökülmeye başlamış, kumral bir adam oturuyordu. Bilgisayarı açıktı ve ekrana gülümsüyordu. Taktikleri işe yaramıştı belli ki ve bundan mutluluk duyuyordu. Bozmadı.

“Merhaba” dedi adama. Emlakçı daldığı düşlerden uyandırıldığı için asık bir suratla “Buyrun, ne vardı?” diyerek karşılık verdi. Bu muydu yani şimdi? Potansiyel bir müşteri böyle mi karşılanırdı? Sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak “Sizi twitterda gördüm bu sabah. Tam da ev satın almayı düşünürken, ne tesadüf değil mi?”

Emlakçı hemen ayağa kalkıp yüzüne yerleştirdiği en sevimli ifadeyle “Aa evet, kusuruma bakmayın. Ben de tam twitterdaki takipçilerimiz için bir şeyler yazmayı düşünüyordum. Nasıl bir ev bakmıştınız? Buyrun, ayakta kalmayın lütfen” dedi.

3+1 bir ev aradığını, hayallerindeki çalışma odasını ve mutfağı barındıran bir daireyle bir türlü karşılaşamadığını ve de eğer istediği gibi bir ev karşısına çıkarsa masraftan kaçınmayacağını bir çırpıda anlattı. Oysa ki oturduğu daire kendisinindi. Ev aradığı falan yoktu. Gayet seri bir şekilde bunları söyleyebildiğine şaşırsa da karşısındakine belli etmedi.

Emlakçı elinde iki tane “ENFES” daire olduğunu, birisi için bir talibin “kaparo” bıraktığını fakat yine de gösterebileceğini, diğerinin ise tamamen görülmeye hazır beklediğini söyledi. Klasik. Yolunacak kaz ayağına gelmişken iki seçenek sunar gibi yapıp kazık olanını kakalamamak olmazdı.

“Hemen görelim öyleyse” dedi. Nerede olduğunu bile sormadan. Emlakçı da sağlam kazanacağını düşündüğünden bu detaya takılmadı bile. Ararbulur Emlak yazılı araca doğru ilerlerken gülümsüyordu her ikisi de. Farklı farklı sebeplerle.

İmara yeni yeni açılmış uzak bir bölgede, birbirinin kopyası binalardan oluşan bir siteye gelene dek pek konuşmadı. Zaten emlakçının çenesinden kendisine fırsat gelmiyordu. Adam sürekli bu yeni evlerin deprem yönetmeliğine uygun yapıldığından, sitelerde her türlü imkanın olduğundan, çevre düzenlemeleri de bitince yaşamak ve çocuk yetiştirmek için mükemmel bir yer olduğundan bahsediyordu. Evli miydi, kaç çocuğu vardı, memleket nereydi gibi klasiklere kısa cevaplar vermesini heyecanına bağlıyor “insan hayatta bir kere gönlündeki gibi ev bulabiliyor canım” diyerek sevimliliğe devam ediyordu. Bu adamı öldürdüğünde dünya daha sessiz ve huzurlu bir yer olacaktı kesinlikle. Bu düşünce gülmesine neden oldu. Emlakçı da tam o sırada “Siteye henüz kimse taşınmadı, tüm daireler satış aşamasında” gibi bir şeyler diyordu. İsabet.

2. kattaki daireye girdiklerinde burnuna harç kokusu geldi. Severdi harç kokusunu. Küçüklüğünde bir yerleri, bir şeyleri hatırlatıyordu fakat ne olduğunu çıkaramıyordu. Olsun varsın, güzel bir başlangıçtı. Güçlü hissetti kendini. Gerindi. Emlakçı hemen odaların nerelerde olduğunu anlatmaya başlamıştı. Mutfak şahane manzaralıydı, deniz görüyordu elbette. İstanbul’da deniz görmeyen ev mi vardı? Şuydu, buydu. Öyleyken böyleydi. Ne de şahane evdi. Ne iyi olurdu sizin gibi iyi insanlara gitseydi. Offff!

“Banyo ne tarafta acaba?” diye sordu emlakçıya. Adam banyonun olduğu yere doğru yöneldi derhal, o da peşinden gitti. Bir banyo da yatak odasının oradaydı. “Ebebeyn banyosu” derken hınzırca gülümsedi emlakçı. İşte bu onun için yeterliydi, zamanı gelmişti.

“Ebeveyn denir ona, ebebeyn değil. Ayrıca laminat parke değil laminant, kaparo değil kapora!” diye bağırdı.

Emlakçı yüzünde salak sırıtışı yavaş yavaş soğurken “Anlamadım” diyebildi sadece.

“İnsanların özeli senin için ne kadar önemsiz! Sen ne yavşak bir adammışsın lan!” dedi ve 3 saniye sonra bam! Emlakçının sırıtışıyla beraber, bedeni de soğumak üzere yere devrildi.

Twitter’daki takipçi sayısı 71 görünüyor olsa da artık o sayının 70 olduğunu yalnızca kendisi bilecekti.

***

“Arayan, bulur…” yazdıktan sonra 69. takipçisinin profilini incelemek üzere yeni bir tab açıp bir sigara yaktı.

***

 

 

3 thoughts on “70

    1. Evet orada da epey zaman geçirmiştim. Yalnız bu öykümün konusuyla bağlantılı düşünürsek beni öldürmek isteyeceğin fikrine varabiliriz :)

      Şaka bir yana, bazen bulunmak güzel.

  1. Sevdiğim kişileri takibe alıp her paylaşımda uyarılmak yerine, merak ettiğimde ziyaret edip sürprizlerle karşılaşmayı seviyorum. skyartworks; okunmak için özel vakit ayırılmasını hak eden yazılardı. Gerçekler bir yana, içim rahat. Kahramanımız profilimi takipçileri arasında bulamaz :)

Leave a Reply