İlk Mit

(Bu öykünün anahtar konusu, bir anda aklımıza gelen “karpuz”.)

Bugün sizlere hepinizin çok merak ettiği bir hikayeyi anlatacağım çocuklar. Karpuzun neden dünyadaki en özel meyve olduğunu.

* * *

Birçok insanın görmezden geldiği ya da üzerinden para kazanmaya çalıştığı iklim krizi tüm gezegeni vurduğunda başladı her şey. Dünya her geçen gün daha da yaşanmaz bir gezegen hâline gelmişti. Ve kimse bunu beklemediği için yapılabilecek hiçbir şey yoktu. ‘Bir gün biter elbet’ diyerek beklemek dışında. Herkes de öyle yaptı zaten. Ancak tüm bunların ne kadar sürdüğünü hiç sormayın. Güneş ışığını tekrar görebildiğimiz günden çok önce zaman algımızı kaybetmiştik bile.

Biliyorum böyle bir olaydan sonra kurtulanların olabilmiş olması şaşırtıcı geliyor size. Doğa çok sert ve hızlı bir yenilenme sürecine girmişti, sanki birisi ileri sarıyordu tarihi. Başka bir hikayede anlatırım size nasıl yaptığımızı ama özetle, bir şekilde başardık. Gerçi büyük bir çoğunluk için aynısını söylemem mümkün değil. Dünya’nın tekrar yaşanabilir bir yere dönüştüğünü göremeyen milyarlarca insan oldu. Elbette aralarında ölmesine üzüldüklerim oldu ama ne yalan söyleyeyim, gezegenin böyle bir temizliğe ihtiyacı vardı belki de.

Neyse, tekrar güneşin altında dolaşmaya başlamıştık ama dolaştığımız dünya bambaşka bir yere dönüşmüştü. Tüm gezegeni sıfırdan keşfetmemiz ve nasıl hayatta kalabileceğimizi öğrenmemiz gerekiyordu. Yeni bir dünya doğmuştu ve biz Eski Dünyalılar ne yapacağımızı bilemiyorduk. Hayvanlar ve bitkiler bizden çok daha şanslıydılar tabii ki. Onlar tüm süreci yaşamış ve kendilerini adapte etmeyi becerebilmişlerdi. Biz ise saklanmayı ve her şeyin geçip gitmesini beklemiştik. Bu büyük aptallığımız yüzünden her şeyi sıfırdan kurmak zorunda kalmıştık.

Birçokları bu durumu kaldıramadı tabii. Kimisi delirdi, kimisi intihar etti, kimisi de aptalca ortalıkta dolanırken, Eski Dünya’daki kaplanlara benzeyen, şu anda İstanbul’un yarısını kontrolleri altında tutan (nasıl oraya geldiklerini hiç sormayın, hâlâ bilmiyoruz) hayvanlara yem oldu. Eskiden ilkel insanlar dediğimiz akrabalarımızdan hiç farkımız kalmamıştı yani. Tamamen şansla hayatta kalıyorduk.

Yeni Dünya’yı keşfettikçe orada nasıl hayatta kalabileceğimizi ve bir şeyler kurabileceğimizi de öğrenmeye başladık. Bir şekilde tekrar yaşayabileceğimiz bir alan kurmaya çalışıyor ve zor da olsa başarıyorduk. Elbette Eski Dünya’dan öğrendiklerimizi bu sefer daha dikkatlice uygulayarak, yoksa başımıza gelecekleri çok iyi biliyoruz.

Hayatta kalabilmek için en çok ihtiyacımız olan şeylerden birisi tabii ki yemekti. Eskiden beslendiğimiz gibi beslenmeye çalışıyorduk; et, sebze, meyve. Ancak bunu yapmak başlarda oldukça zor olmuştu. Çünkü eskiden bildiğimiz şeylerin hiçbirinin tadı şu an yediklerimiz gibi değildi. En basit örneği bamya. Eskiden herkes nefret ederdi o sebzeden ama nasıl bir evrim geçirdiyse en sevilen meyvelerden birisine dönüştü.

Tüm bunlara alışmaya ve tekrar bir düzen kurmaya çalışırken fazlasıyla yorulmuş ve yıpranmıştık. Birçoğumuz artık boşa çabaladığımızı düşünüyordu. ‘Doğa bizi artık istemiyor, reddediyor’ diyorlardı. Ancak tüm bunlar bir gün değişti.

Eskiden bir park olan ormanın içerisinden geçerken çok tanıdık bir meyveye rastladım. Evet, doğru tahmin ettiniz, karpuza. Dürüst olmak gerekirse başta korkarak yaklaştım. Karpuzu çok seven birisiydim ve onun tadının, kokusunun değiştiğini görmek beni fazlasıyla üzerdi. Ancak o sırada gerçekten yiyecek bir şeylere ihtiyacımız vardı ve uzun aramalarımın sonunda bulabildiğim tek şey o oldu. Korkarak karpuzu kestim ve bir ısırık aldım.

O anda yaşadığım mutluluğu size tarif etmem çok zor. Geçmişe döndüm o anda, Eski Dünya’yla bağlantı kurmuş gibiydim. Hatta, bunu normalde kimseye söylemem ama, o ısırığı aldığımda mutluluktan ağladım bile.

Hemen bulabildiğim birkaç karpuzu kapıp bizimkilerin yanına döndüm. Onlara bir şeyler söylemeye çalıştım ama elim ayağıma dolaşmıştı, hiçbir şey diyemeden sadece “Yeyin şunları!” deyip önlerine bıraktım. Başta tedirgin yaklaşsalar da yedikten sonra ne demek istediğimi gayet iyi anladılar.

* * *

Her şeyin dönüm noktası karpuz oldu. Karpuz bize ihtiyacımız olan gücü verdi, bize hâlâ aynı dünyada olduğumuzu ve istersek onun bir parçası olabileceğimizi gösterdi. Eski Dünya’dan Yeni Dünya’ya değişmeden gelebilenin sadece biz olmadığımızı ve istersek bu dünyada da yaşamaya devam edebileceğimizi anladık.

Bu sayede karpuz hem dünyadaki en özel meyve oldu, hem de Yeni Dünya’nın ilk miti.

Leave a Reply