Görev

(Bu öykünün anahtar konusu, rastgele Wikipedia başlığı linkiyle bulduğumuz “Misyoner”.)

Toplantı saat 10:00’daydı. Acele etmesi gerekiyordu. Kahvesini yarım bırakıp çantaya yöneldi. Eksik ya da unuttuğu bir şey var mıydı kontrol etmeden evden çıkmazdı. Her şey yerli yerinde görünüyordu. Çıktı.

Şehrin insandan daha arınmış en azından sabah telaşının dinmeye başlamış olduğu saatlerdi. En azından koştururken çarpıp sonra da özür dilemeyen saçma sapan tipler, çoktan varmak istedikleri yerlere ulaştığından, daha güvenli bir şekilde yürüyebiliyordu. Erken saatlerde evden çıkması gerektiğinde sürekli karşılaşırdı böylesi insanlarla. Görünmez biriymiş gibi çarparlar, sonra da boşluğa doğru öfkeyle bakıp söylenirlerdi. Hiç değişmezdi bu.

Vapurun kalkmasına on dakika kala iskeledeydi. Bir sigara yakıp etrafı izlemeye koyuldu. İki ayrı noktada ellerindeki gazeteleri çeşitli sloganvari cümleler eşliğinde satmaya çalışan insanları gördü. İskelenin önü onlarındı. Ellerindekini satamayınca büründükleri “geleceğe umutla bakmanızı sağlayacak tek şeyi ben satıyorum” havasından sıyrılıp sinirlendiklerini, insanlara ters ters baktıklarını ve de yeni yüzler yaklaşmaya başladığındaysa sadece bir tek saniye içerisinde eski tok seslerine ve de yüz ifadelerine kavuştuklarını görebilirdiniz. Eğer bakmasını bilseydiniz.

Sigarasından son bir nefes çekip çeşitli biplemeler eşliğinde vapura binmek üzere elektronik bariyerlere doğru yürüdü. Bir aksilik olmazsa tam zamanında toplantıya yetişecekti. Rahat bir nefes aldı ve güvertede oturmak üzere merdivenlere yöneldi. Kulaklıklarını taktığı andan itibaren dünyayla tüm iletişimini kesmişti.

Sessizlik.

– Ah çok pardon! Dedi biri. İki saniye öncesinde vapurdan inmek üzereyken kendisine çarpan ve yürüyüp gitmeyen biri. Bir ilk.

Şaşkınlıkla özür diledi, çarpan kendisi olmadığı halde. Önemli değil demek aklına gelmedi, incitmiş, hata yapmış olan kendisiydi sanki ve affedilmeyi bekler gibi titrek bir sesle dilemişti özrünü.

Karşısındaki gülümsedi, ve yoluna aceleyle devam etti. Kafasında dönüp duran kendi özrü yüzünden pişman, kalbi taşla ezilmiş gibi üzgün, bir şey unutmuş gibi karmakarışıktı. Tüm bunlar iki saniyede olup bitmişti fakat kendisini suçlamayı bir kenara bırakması toplantı yerine ulaşana dek sürmüştü.

Başlama saatine iki dakika kala yerini aldı. Bir baş selamıyla yetinip çantasına eğildi. Not defterini ve kalemini çıkardı. Diğerleri de kendi hallerindeydi. Kimse kimseyle konuşmuyor, başkanın gelmesini kendi işleriyle oyalanarak bekliyorlardı.

Bildirilen saatten yaklaşık olarak yirmi dakika sonra kapı açıldı. Başkan ve yanında iki asistanı içeriye girdiler. Işıklar kapatıldı ve sunumu izlemek üzere herkes pozisyonunu aldı.

Sessizlik.

Yansıyan görüntülerde tanıdık bir yüz vardı fakat nereden tanıdığı bir türlü aklına gelmiyordu. Gerildi. Terlemeye başladı. Görüntüdeki yüz yakın çekimdeyken gözlerini izleyenlerin gözlerine dikiyordu. Geniş plandaysa yolda yürürken gizlice çekildiği belli olan görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla sokak kedileriyle ilgileniyor, beceriksizce flüt çalıp dilenen çocukların yanında durup saçlarını okşuyor, onlara para veriyor, kenarda köşede birileri tarafından atılmış çöpleri toplayıp çöp kutularına atıyor özetle tüm insani ve de vicdana dayalı her özelliği davranışlarında sergiliyordu.

Aydınlatma tekrar açıldığında kısa bir süre gözlerini boş duvardan alamadı. Huzursuzdu. Nedenini çözemiyordu. Görüntüdeki kişiyi bir şekilde tanıyor olma hissinden kaynaklandığını anlayabiliyor fakat bir türlü tam olarak hatırlayamadığı için gerginliğine bir isim koyamıyordu.

– Sanırım fazla söze gerek yok.

dedi başkan ve ayrıntılı bilgileri vermeye başladı.

Toplantıdakiler söylenenleri not almaya başladıklarında, hatırladı. Kendisine görünmez muamelesi yapmayan tek varlıktı izlediği kişi. Daha bu sabah kendisine çarptığı için özür dileyen, karşılığında da kendisinin şaşkınlıkla özür dilediği kadın.

Kulakları uğuldamaya başladı. Oysa tam şu anda sessizliğe ihtiyacı vardı. İlk kez verilen görevi yapmak istemiyordu. Etrafına bakmaya başladı. Toplantıya katılan ekip arkadaşları- arkadaş, lafın gelişi, hiç birini tanımıyordu, sürekli değişen gruplarda bu mümkün değildi zaten- büyük bir ciddiyetle ve de tiksinmiş suratlarla notlarını düzenlerken bir anda yaptıkları işten ve orada bulunanlardan nefret ettiğini hissetti. Not almadığını gören asistanlardan biri başkanın kulağına bir şeyler söyledi. Ardından bir ilk yaşandı.

– Siz bayım, siz kalıyorsunuz. Diğerleri tüm yazdıklarını masada bırakıp çıksın. Şimdi.

Toplantı odasında şaşkınlık hakimdi fakat itiraz etmeksizin hepsi kapıya yöneldi. Çıkanların ardından bakarken başına ne geleceğinden habersiz olmasının verdiği tedirginlikle başkana baktı. Ayağa kalktı. Eliyle çantasını sımsıkı tutuyordu. Bir el, omzundan aşağıya doğru iterek kendisini sandalyeye oturmaya zorladı. Oturdu.

– Bu görevi yalnızca sizin yapmanızı istiyorum. Dedi başkan. Anlaşıldığı kadarıyla topluğumuzun ilkelerinden şüphe duymaktasınız. Yo yo sakın itiraz etmeye kalkmayın, öyle olduğunu biliyoruz. Unutmayın ki duyarsızlık olması gereken, yaygınlaşması gereken en temel ilkemiz. Bunun yaygınlaşması için yıllarca çalıştık. Bize katılan her üyemizi maddi olarak tatmin ettik, yoksa bu şehirde yaşamanızın herhangi bir yolu yoktu, siz de çok iyi biliyorsunuz. Her neyse, uzun uzadıya tüm eğitimleriniz boyunca duyduklarınızı tekrar etmeyeceğim. Bu görev sizin ve bunu yapmakta bir an bile tereddüt ederseniz başınıza neler geleceğini hatırlatmaya gerek duymuyorum. Şimdi, arkadaşlarınızın aldığı notlara bir göz atın ve yarın gerekeni yapın.

Sertçe kapanan kapının arkasından bakakaldı. Karar vermek ya da vermemek gibi bir seçeneği olmadığını biliyordu. Yavaşça notlara uzandı. Gerekeni yapacaktı.

* * *

Vapurun kalkmasına onbeş dakika kala iskeledeydi. Gazete satan çocuklara doğru bakarak sigarasını içerken onu gördü. Gülümseyerek gazete satanlardan birine yaklaşan kadın bahşişle birlikte bir gazete aldı. “İyi işler, güzel bir gün dilerim” dedi ardından.

Yavaşça içeriye doğru yürürken göz göze geldiler. Kadın gülümsedi. Yanına yaklaştığında duraksadı ve kadına doğru sessizce:

– Özür dilerim. Tekrar özür dilerim.

Dedi.

* * *

Vapura adımını attığında, kulaklıklarını takıp güverteye çıkan merdivenlere yöneldi. Geride kalan insanların, sebepsizce yığılıp kalmış kadının başında attıkları şaşkın çığlıkları duymaktansa sessizliği yeğlerdi. Öyle yaptı.

Leave a Reply